Nöbet

Nöbet

Mooi altı kilo altı yüz gram, Simba dört buçuk kilo. Mooi altı yaşında, Simba beş. İkisinin de kaç kilo olduğunu ezbere bilirim, kaç gram mama yediklerini de. Ve birçok şeyi daha. Kendi ateşim otuz beş yedi mesela. Öyleydi.

Göğsüm artık inip kalkmasa da Mooi üstümde ve onun sıcaklığı hâlâ duruyor. Elinden geleni yapıyor. Ama altında, ne kadar verirse versin aldığını geri vermeyen bir şey var. O benim işte. Kaç saattir böyle bilmiyorum. Ölçemediğim tek şey ölüm saatim oldu. Onca şeyi tuttum, onu kaçırdım.

Uzun zamandır nöbet tutuyordum. Kedilerden çok önce başlamıştı. İlk gözetlediğim bendim, tek nöbetçisi de. Nöbette bir şey olması beklenir. Ben olmamasını bekliyordum. Ölmemeyi bekliyordum. Böyle söyleyince gülünç kaçıyor, biliyorum; gülünç olduğunu bilmek de bir işe yaramıyordu.

Yırtacağıma inanıyordum galiba. Ben ölümden de yırtarım diyordum. Gülüyordum. Sonra daha az gülüyordum.

Sonra kediler geldi. Nöbet büyüdü. Mamayı tartıyla verdim, sularını ölçtüm. Uyurlarken nefes alıp verişlerini izledim. Kiloları elli gram oynasa bir şeyin başladığını bilirdim.

On beş, on yedi, şanslıysam yirmi. Kimin ne zaman gideceğini hesaplamıştım yani. Daha önce hiçbir işe yaramadığını bile bile. Vaktinden evvel gidenler oldu; hiçbiri hesapta yoktu. Sıraya onları koymuşum, kendimi hiç koymamışım.

Nabzıma baktım.

Sıfır.

İlk defa bir sayıdan tamamen eminim. Şaşırtıcı olan şu ki korkmadım. Rahatladım. Galiba artık sayacak bir şey kalmadı. Meğer bunca yıl saydığım her şey aynı sayıya gidiyormuş. Hayattaki en büyük ihtimal buymuş. Şaşırdım ama gücenmedim. Nihayet kimse benden bir şey istemiyordu.

Bir anda aklıma yirmi sekiz geldi. Mooi'nin sabah maması yirmi sekiz gram. Kaşıkla beraber. Meğer sayarken yalnızca korkmuyormuşum. Bir şeyin kaç olduğunu bilirsem yerinden oynadığında haberim olur sanıyordum. Saymak tutmak demekti, tutmak da sevmek sanıyordum. Rahatlamam orada bitti.

Kapıyı kırdıysan hakkını helal et. Zili çalmışsındır. Bir daha çalmışsındır. İkimiz de ilk defa yapıyoruz bunu.

Ölü bir kediyle ölü olmayan bir kedi arasında çok az fark var demiştim. Vücut bütünlüğü bozulmamışsa tabii. Aynı yerde, aynı kıvrımda, kimseye zahmet çıkarmadan. Uyur gibi. İnsan ölüsünün uyuduğuna kimse inanmıyor. İçeri girer girmez anladın.

Bazen içimden var olduğum için özür dilemek gelirdi. Şimdi bakıyorum, sanırım yok olduğum için de dileyeceğim. Kusura bakma, ev dağınıktı. Kusura bakma, kedi tuvaletleri pisti. Kusura bakma, bunu görmek zorunda kaldın. Kusura bakma, bu akşam sen de uyuyamayacaksın. Kusura bakma, kim olduğunu bilmiyorum.

Neyse. Sana bir iki şey söyleyeyim. Mooi'yi ısıtan artık ben değilim. Kendi ısısıyla yatıyor. Ben altında duruyorum sadece. Simba'yı aramana gerek yok, kendi çıkar. Yatağın altına bakma; oraya bakacağını bilir.

Mama mutfakta, her zamanki yerinde, gerçi sen ne bileceksin. Mama mutfakta, sağda. Mooi'ye kaşıkla beraber 28 gram, Simba'ya 38. Tuvaletlerinde kan yoktu, değil mi?

Nöbeti devrediyorum. Sen benim gibi tutma, gerek yokmuş. Sen sadece besle. Hepsi bu kadar. Sen çıkabilirsin artık. Sağ ol.

Kımıldadı. Saatlerdir ilk defa. Kaç saat oldu? Gerçekten bilmiyorum.

Mooi.

Sana söyleyecek bir sayım yok.

Kalk artık. Git Simba'yı bul. Ben artık ısınmıyorum.

Üşüyeceksin.